Ana Sayfa
Supolitik Oluşumunun
İlkeleri
Uluslararası Konferans
22-23 Mart 2008
"Kapitalizmin Kıskacında SU"
24 Mart 2008 İstanbul
Deklarasyonu
5. Dünya Su Forumuna
Karşı Hazırlık Toplantısı
8-9 Kasım 2008
8-9 Kasım Hazırlık
Toplantısı Deklarasyonu
15-22 Mart 2009 Suyun
Ticarileştirilmesine
Hayır Platformu
Genel Programı
Uluslararası İstanbul
Konferansından
Kim Kimdir
Bilgi Notları 
Makaleler
Basın Açıklamaları
İletişim
Site Haritası 
English Español
Güncelleme Tarihi:
20 Mart 2015

 

Dünya Su Gününüz Kutlu Olmasın!

Su Politik Çalışma Grubu,
19 Mart 2015  

Son bir haftadır Türkiye’nin pek çok ilinde Dünya Su Gününü görünür kılma ve uluslararası kabul görmüş olan bu günü kutlama amacıyla bir dizi etkinlik düzenleniyor.  Bu yılki “anmaların” özgünlüğünü anlamak ve genel olarak dünya su gününün su kaynaklarını metalaştıran su lobisiyle ilişkisini kurmak özellikle bu kutlamaların demokratik örgütler tarafından da yapılıyor olması bakımından önemli.

Supolitik Bilgi Notu


BM İklim Zirvesi Emek ve
Sendika Kıyımıyla Başladı

Su Politik Çalışma Grubu,
Aralık 2014

1-12 Aralık 2014 tarihlerinde Peru’nun başkenti Lima’da toplanan BM-İklim Zirvesi su mücadelesi veren FENTAP- Sendikasının Genel Seketeri Luis Isarra Peru Hükümeti tarafından görevden alınması ile başlamıştır. İklim Zirvesi organizatörlerinin ve Peru Hükümetinin boy hedefi haline getirilen FENTAP – Peru Su İşçileri Sendikaları Federasyonu ve Federasyon yönetimi Peru’daki su özelleştirmelerine karşı mücadeleleri ve eleştirileri ile bilinmektedir. Peru’nun su mücadeleleri tarihi emek ve sendika liderlerini hedef alan kıyımlarla doludur. 2005 yılında da yine FENTAP’ın örgütlü sendikalarından SUTSELAM’ın lideri Luz Mariana Rodriquez Rojas su mücadelesi örgütlediği için görevden alınmıştır.

Supolitik Bilgi Notu Yazının devamı...


Sermaye sömürüsüne yeryüzü yetmedi!
Sıra arzın merkezinde:
Kaya Gazı

Su Politik Çalışma Grubu,
Şubat 2013

Bu çalışmamızın başlığını okuduğunuzda bu kez çok abartılı bir tespit yaptığımızı düşünebilirsiniz. Ama bu abartının bizim tespitimizde değil sermayenin doğaya yaptığı müdahalelerin bugün ulaştığı noktada, son derece yıkıcı bir gerçekliğin bizzat kendisinde olduğunu belirtmek zorundayız.

Konumuz "kaya gazı" diye bilinen, ama yeryüzündeki kayalarla değil, yerin yedi kat altındaki kaya tabakalarının kimyasallar ve basınçlı su yardımı ile parçalanarak elde edilen bir enerji türü. Aslında, elde ediliş yöntemi dışında bu gazın hepimizin bildiği "doğal gaz"dan hiçbir farkı yok. "Geleneksel olarak çıkarılan doğal gazın sonuna mı gelindi" sorusunun da net bir cevabının olmadığı biliniyor. O halde neden yerin yedi kat altından gaz çıkarmak gibi aşağıda da göstermeye çalışacağımız, zahmetli ve bir o kadar da riskli yatırımlara girişiliyor? Kapitalizmin son 20-30 yıldır "buluşçuluk" (innovation) çılgınlığı ile de kendini ortaya koyan bunalımının bir yansımasını enerji üretimi alanında da görüyoruz. Önemli olan elde edilecek enerjinin büyüklüğü değil. Ancak bunun için yapılması gereken teknolojik ve kimyasal yatırımların her biri birikim yolculuğunda önemli değer artışını vaat ediyor.

Supolitik Bilgi Notu Yazının devamı...


Su Mevzuatının Truva Atı:
Yeraltı Suları hakkında kanun tasarısı

Su Politik Çalışma Grubu'nun Eleştirisi

Bilindiği gibi Su Politik Çalışma Grubumuz daha önce TEMA'nın hazırladığı iki Su Kanun Tasarısını, Acele Kamulaştırma Kanununu ve Bakanlığın hazırladığı Su Kanun Tasarı Taslağını eleştiren Bilgi Notlarını yayınlamıştı. Yeraltı Suları Hakkındaki kanun tasarısı da bu kanun ve tasarıların son halkalarından birini oluşturmaktadır. Zira henüz daha yağmur suları ve bulutların yönetimi ile ilgili bir yasa tasarısı ya da bir yönetmelik hazırlandığı bilgisine sahip olmadığımız için son halka diyemiyoruz. Suyun bütünüyle sermaye birikim sürecine dahil edilmesinin ve fiili duruma yasal bir statü kazandırmanın adımı atılmak istenmektedir. Tasarıyı bir “Truva atı” olarak tanımlamamızın nedeni ise, bu yasal çalışmanın genel algıda yaratacağı ilk izlenimlerdir. Özellikle yer altı sularının sanayi şirketleri tarafından on yıllardan beri denetimsiz bir şekilde çekiliyor olması gerçeği, bu çekişlerin bundan sonra zapturapt altına alınacağı gibi bir yanılsamaya yol açması ve bu yanılgının devasa tehdidin görülmesini engelleme potansiyeli taşımasıdır.

Supolitik Bilgi Notu Yazının devamı...


SU KANUNU TASARISI ÜZERİNE YAPILAN
ÇALIŞTAY SONUÇ BİLDİRGESİ  

STHP
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu

Su Kanunu Tasarısını Tartışıyoruz

Bütün dünyada Kapitalizmin krizinden çıkış yöntemi olarak seçtiği, doğal varlıklar üzerindeki sermaye baskısı, koruma kararlarını ortadan kaldıran yasal düzenlemelerle "meşruiyet" kazanma yolunda hızla ilerliyor.

Doğanın sermaye birikimine sokulma sürecinde tarihsel biçimlenişler, yapısal koşullar ilişkisel olarak irdelendiğinde; bu uygulamaların amacı; bütünleşik olarak doğayı, su havzalarını sermaye birikimi için paylaşmak, bir arada yönetmek ve bunu koordine etmektir. Su yasa tasarısı da bu kapsamda irdelendiğinde devlet eliyle doğal alanların sermaye birikimine çekileceği, tek elden yönetmek adına Orman ve Su İşleri Bakanlığının merkezi koordinasyona yükseltileceği görülüyor.

STHP Etkinlik Sonuç Bildirisi Yazının devamı...


Su-Politik Çalışma Grubu

Bilgi Notu

Ekim.2012

2009 Mart ayında İstanbul’da düzenlenen 5. Dünya Su Forumundan bu yana daha da hız kazanan su yapılarının oluşturulması ve gerekli yasal düzeneklerin sırayla uygulamaya konması süreci geçtiğimiz günlerde listelere ulaşan “Su Kanunu Tasarısı” ve “Havza Yönetmeliği” ile yeni bir aşamaya ulaştı. Su Politik Çalışma Grubu olarak bu taslağın maddeleri üzerinde eleştirel bir gezinti yapmanın önümüzdeki dönem mücadelelere ışık tutabileceği öngörüsünden hareketle aşağıdaki çalışmayı kamusallaştırmanın önemli olacağını düşündük.

Taslağın maksat ve kapsamının anlatıldığı 1. Maddesinde geçen ibarelerden anlaşıldığı kadarıyla sadece jeo-termal sular ile -kıyı şeritleri hariç tutulmak kaydıyla- denizler bu kanun taslağı dışında bırakılmaktadır. Kıyı suları, Havza Yönetmeliğinin 4/1.v[1] maddesinde kıyı çizgisinden itibaren bir deniz mili tarafındaki sular olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla Su Kanununda denizlerin hariç tutulduğu gibi bir yanılgıya yol açan 1. Maddede, hariç tutulan gerçekte sadece jeo-termal sulardır. Başka bir deyişle bu taslağın yasalaşması halinde neredeyse güneşin altında kalan bütün sular kanun kapsamında sayılacaktır.

Supolitik Bilgi Notu Yazının devamı...


TEMA Vakfı tarafından görüş ve kamuoyu oluşturma amacıyla hazırlanmış olan Su Kanunu Tasarısı ilk Taslağının eleştirisi Su Politik Çalışma Grubumuzun Kasım 2010’da yayınladığı bilgi notuyla yapılmıştır. Aradan geçen sürede TEMA, yapılan eleştirileri dikkate alarak revize ettiği notunu düşerek bir çalışma daha hazırlamış ve Mayıs 2012’de yayınlamıştır. Yakın zamanda bazı TV kanalları ve medyada tanıtımı yapılan ikinci çalışmanın –tutarsız söylemlerin artması dışında- birinciden hiçbir farkının olmadığının muhalif gruplar tarafından fark edilmesine bir katkı sağlamak için Çalışma Grubumuz bu kez doğrudan taslak metin üzerindeki tuzaklara dikkat çeken aşağıdaki çalışmayı kamuoyu ile paylaşmayı görev bilir. Hegemonya kurmak ya rıza ya da zor yoluyla mümkündür. TEMA Su Kanunu Tasarısı Taslağı’nın hedefi de toplumda rıza üzerinden bir hegemonya tesis ederek su varlıklarının ve dolayısıyla doğanın tümünün metalaşmasına toplumsal meşruiyet kazandırmak olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan TEMA benzeri kuruluşların gerçekte hiç değişmeyen taktik ve stratejilerini sanki değişmiş gibi topluma sunma sırasında kullandıkları araç ve söylemleri görünür kılabilmek için ilk taslağa yaptığımız eleştiri notumuzu http://www.supolitik.org/TOBB_TEMA_Su_Kanunu_Taslagi_Elestirisi.htm da bir kez daha sizlerle paylaşmanın gerekli olduğunu düşündük. Birlikte okunduğunda geliştirdiğimiz eleştirilerin hemen hemen birebir aynı olduğunun görüleceğini ve bu gerçekliğe rağmen ikinci taslağın "eleştirilere uygun olarak revize edildiği" notu düşülerek yayınlandığının fark edileceğini umuyoruz.

SU POLİTİK ÇALIŞMA GRUBU
Ağustos 2012

Supolitik Bilgi Notu Yazının devamı...


TOBB ve TEMA tarafından ortaklaşa hazırlanan Kasım 2010 tarihli Su Kanunu Tasarısı Taslağının Eleştirisi    

Su Politik Çalışma Grubu, son birkaç yıldır şirketler tarafından yerelliklerde oluşmaya başlayan su hakkı mücadelelerini suyun metalaştırılması yönündeki politikalara muhalefet etmek yerine destek olmaya ikna etmeye çalışan bir dizi girişimin gerçek hedefini görünür hale getirmeyi amaçlayan çalışmalar yürütmektedir. Bugün TEMA ile başlayan ve yarın Doğa Derneği, WWF ya da Ekolojik Turizm Derneği gibi sermaye STK’ları ile devam edecek olan bu çalışmaların amacı bu yapılarla geçmişte yapılan işbirliklerinin bir eleştirisi ya da reddi değildir. Çünkü sermaye STK’ları da bugün örneğin tüm toplumsal muhalefeti ele geçirmek gibi geçmiştekinden çok farklı yönelimler içersindedir; asıl teşhir edilmek zorunda olunan da bu yeni eğilim ve yönelimlerdir. Başka bir deyişle ne TEMA ne de Doğa Derneği vd. eskiden olduğu gibi kendi kulvarında görece bağımsız olarak yürüyen STK’lar değildir. Söz konusu STK’lar bugün yalnızca yerel mücadeleleri çok sıkı bir şekilde gözlem ve kontrol altına almakla yetinmemektedir. Bu tespitin en çarpıcı kanıtlarının başında ise, suyun ticarileştirilmesinin en önemli ayağı olan “Su Kanunu” gibi bir taslağın TEMA’nın üstelik suyun metalaşmasından en fazla çıkar sağlayacak olan şirketlerin örgütü TOBB ile birlikte hazırlanmış olması gelmektedir.

Bu çalışmada, söz konusu tasarı taslağı madde önerileri üzerinden analiz edilmekte ve her bir önermenin pratikte suyun bir piyasa malı haline getirilmesine nasıl hizmet edeceği gösterilmektedir.

Supolitik Bilgi Notu Yazının devamı...


Ülkenin her karış toprağını sermayenin talanına açan AKP hükümeti HES’ler, Termik santraller, Çimento fabrikaları, Nükleer santraller, Madenler, kentsel dönüşümler v.b uygulamalarıyla yaşamımızın her alanına karşı sürdürdüğü saldırılar artık katlanılamaz boyutlara ermiştir.

STHP Çağrı Metni Yazının devamı...


Ülkenin her karış toprağını sermayenin talanına açan AKP hükümeti HES’ler, Termik santraller, Çimento fabrikaları, Nükleer santraller, Madenler, kentsel dönüşümler v.b uygulamalarıyla yaşamımızın her alanına karşı sürdürdüğü saldırılar artık katlanılamaz boyutlara ermiştir.

STHP Basın Açıklaması Yazının devamı...


Türkiye’de farklı bir adlandırmayla toplumsal tepkinin en alt düzeye çekilmesi hedeflenen "acele kamulaştırma" yalnızca Türkiye’de değil bugün bütün dünyada hızla uygulanmakta olan bir "mülksüzleştirme" (dispossession) pratiğidir. Gerçekten de tanım gereği kamulaştırma "kamu yararı söz konusu olan arsa veya arazilerin elde edilmesi için mal sahiplerine yaptırılan zorunlu satıştır (Kitay 1985, aktaran Akyol, Yomralıoğlu, Uzun, 1992, s.157)".

Supolitik Bilgi Notu Yazının devamı...


Orman ve Su işleri Bakanı Eroğlu Cumhuriyet gazetesi aracılığı ile halkın ve doğanın dostu olan bir öğretim üyesini savcılığa, YÖK’e ve Üniversiteye şikâyet edeceğini açıkladı. Bakan bu beyanı ile sadece Bilim insanlarını, bilirkişileri tehdit etmekle kalmıyor akademiye duruş ve görev tanımlıyor. Mahkemelere, Üniversitelere ve YÖK e gereğini yaptırabilecek güç ve yetkide bulunduğunu ve gereğini yaptıracağını ilan ediyor. Bu söylem ve girişimle korku yaratmaya;...

STHP Basın Açıklaması Yazının devamı...


Kamulaştırma Kanunu’nda istisnai olarak yer alan acele kamulaştırma ifadesi toplumsal algıda bir menkul ya da gayrimenkulün kamu ya da toplumun tümü adına kullanılmak üzere devlet mülkiyetine geçirilmesi anlamına gelmektedir. Oysa son aylarda neredeyse her Bakanlar Kurulu toplantısında alınan kararlar ile toplumun ortak kullanım alanları ya da kişilerin tarlaları, evleri, bağları, bahçeleri ve tüm yaşam alanları şirketlere devredilmek üzere devlet eliyle hızla müsadere edilmektedir.

STHP Basın Açıklaması Yazının devamı...


Bizler; kuzeyden güneye doğudan batıya bu ülkenin dört bir yanında yaşam alanlarını, doğayı, suyu savunanlar, yörelerinden mücadelelerden gelenler 7-8 Ocak 2012 tarihinde İstanbul’da buluştuk.

Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu’nun düzenlediği Mücadeleler Birleşiyor Forumumuz, buluşmamıza gelemeyen ama vadisinde, dere başında, kırda-kentte mücadele edenlere yolladığımız direniş selamı ve 31 Mayıs 2011’de AKP’nin emriyle derelerini savunan Hopa halkına yönelen saldırıda öldürülen Metin Lokumcu’ya saygıyla başladı. Hep birlikte Uludere’de, ismine iktidar sahiplerince kaza dense de üzeri asla örtülemeyecek katliamda üzerlerine yağdırılan bombalarla yaşamını yitiren 35 insanımızı andık.

Bir kez daha ilan ediyoruz insana ve doğaya karşı işlenen suçları affetmeyeceğiz.

STHP Basın Açıklaması Yazının devamı...


Bizler,

Kapitalizmin saldırısına karşı; Hopa’dan Saklıkent’e, Fındıklı’dan Yuvarlakçay’a, Çağlayan’dan, Solaklı-Karaçam-Köknar’dan Erzurum Tortum’a, Munzur’dan, Peri’den İkizdere’ye, Tonya’ya, Hasankeyf’den Allianoi’e, Sinop Gerze’ye Anadolunun kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına kadar doğayı, dereleri, meraları, ormanları, tarım alanlarını, yaşamı, sağlığı, eğitimi, emeği ve kültürleri savunanlarız.

Su kullanım hakkı anlaşmaları, enerji üretim lisansları ile nehir tipi HES (hidroelektrik santral)’ler ve barajlar ile suyu dere yatağından, doğadan koparıp tutuklayarak sermaye birikimine sokanlara, yaşam alanlarını yok etmek isteyenlere karşı;

Peri Suyu için yapılmaya çalışılan HES’lerde olduğu gibi, şirketin güvenliğini sağlamak amacıyla, vadi boyunca köylülerin meralarında ve orman alanlarında inşaa edilen güvenlik karakollarının kural tanımadan doğayı tahrip etmesine, ormanları yok etmesine karşı,

STHP Basın Açıklaması Yazının devamı...


Bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü! Bugünü ilan eden kurum da Birleşmiş Milletler (BM). BM, dünya halklarına yönelik saldırıların başında yer alan bir kurum. Emperyalizmin halklara karşı saldırısında onlardan yana tavır aldığını, "İnsan hakları, demokrasi, eşitlik" söylemlerinin ne kadar yalan ve gerçek dışı olduğunu, kurulduğu günden beri biliyoruz. İşte böyle bir kurumun çevreye "duyarlılığı" da insan haklarına olan duyarlılığıyla eş değerdir, yani BM, dünya halklarının olduğu gibi çevrenin de KATİLİDİR! Bu nedenle bugünü kabul etmiyor, bunu protesto ediyor, bu aldatmacaya ortak olmuyoruz; bunun için buradayız.

STHP Basın Açıklaması Yazının devamı...


“Çevrecinin daniskası” bir başbakanın yönettiği bir ülkede tüm doğal alanlar, sular, kentler yağmalanırken, bu saldırı projeleri rahatlıkla çılgın projeler olarak parlatılıyor, propaganda malzemesi haline getiriliyor. Yaşama ve doğaya sahip çıkanlar gaz bombalarıyla, polis barikatıyla engellenmeye çalışılıyor. AKP, Hopa mitingi sırasında “satılık suyumuz yok” diyerek sokağa çıkan emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun ölmesine yol açarak, rant uğruna ne çılgınlıklar yapabileceğini hepimize bir kez daha gösterdi.

STHP Basın Açıklaması Yazının devamı...


Uluslararası su mücadelesi aktivistlerinden mesajlar:
Su hayattır, Lokumcu yaşıyor!

Supolitik çalışma grubundan Gaye Yılmaz Hopa’da yaşanan saldırı ve Metin Lokumcu’nun bu saldırıda yaşamını kaybetmesi üzerine dünyadaki su mücadelesi aktivistlerine ve örgütlerine bir mektup göndererek süreç hakkında bilgi verdi. Supolitik’in mektubu üzerine gelen mesajların çevirisini http://halkevleri.org.tr 'den aktararak yayınlıyoruz.

Anil Naidoo/Blue Planet - CANADA

Türkiye’deki sevgili arkadaşlar, Bu son derece üzücü ve kötü bir haber. 2009 Mart’ında Dünya Su Forumu sırasında Türk Polisi’nin aktivistlere ne kadar sert ve acımasız davrandığını bizler bizzat kendi gözlerimizle tanık olmuştuk. Kalbimiz, Metin Lokumcu’nun ailesi ve yakınlarının yanı sıra su hakkı için savaşan siz Türkiye’li aktivistlerle birlikte. Bu zor günlerde sizleri nasıl destekleyebileceğimizi ve nasıl bir dayanışma göstermemiz gerektiğini lütfen bize söyleyin. Dayanışma duygularımızla

Yazının devamı...


Ülkemizin ve Ortadoğu halklarının suyunu
yönetemeyeceksiniz!..

İzin vermeyeceğiz!..

İstanbul'da 15/22 Mart 2009'da 5.Dünya Su Forumu’nda Dünya Su Konseyi ile bir araya geldiklerinde uyarmıştık:

  • Tüm sularımıza el koymaya, yaşamdan soyutlayıp çalmaya geliyorlar,
  • Suyumuzu yaşamımızı ticari meta haline getirip satmaya geliyorlar,

O zaman da söylemiştik; "Yaşamı yok edecek bu oluşumlarla tüm alanlarda yerli ve uluslar arası işbirlikçileriyle mücadele edeceğiz…"

Suyun Ticarileştirilmesine Hayır demiştik.

STHP Basın Açıklaması Yazının devamı...


Ülkemizin ve Ortadoğu halklarının
suyuna dokunamayacaksınız!..

İzin vermeyeceğiz!..

Yaşamın en önemli kaynağı olan su kapitalizmin metalaştırmaya çalıştığı en önemli hedefi teşkil ediyor. Bunu ülkemizde yaşanılan HES gerçeğinde açıkça görebiliyoruz. 2009’da yapılan Dünya Su forumunun hemen ardından ortaya çıkan ve yapım aşamasına gelen HES’lerin sayısı bugün 2000 sayısını bulmuş durumda. Şuan lisanslanan sayı 4000 civarında ve hedeflerini ise 10000 adet olarak açıklamaktalar. Bunun anlamı ülkemizin her bölgesinde var alan ufak tefek derecikleri dahi HES adı altında boruların içine alıp suya erişimi tüm canlılar ve insanlar için kısıtlayarak, aynı petrolde olduğu gibi boru hatları ile tüm dünyada ve bölgemizde içme, kullanma ve özellikle Tarımsal sulamalarda suyun ticari metaya dönüştürülmesi hedeflenmektedir.

STHP Basın Açıklaması Yazının devamı...


Özgün hali 20 Eylül 2010 tarihinde Global Research'te yayınlanmıştır.

"Muhalefet Üretmek": Küreselleşme Karşıtı Hareket Şirket Elitleri tarafından Fonlanıyor - Muhalif Halk Hareketi Gasp Edildi
Michel Chossudovsky

Global Research, 20 Eylül 2010

"[Ford] Vakfının yaptığı her şey Dünyayı kapitalizm için güvenli hale getirmek olarak görülebilir, olumsuz etkilenenlerin rahatlatılmasına yardımcı olarak toplumsal gerilimleri azaltmak, kızgın olanlar için emniyet sübabı sağlamak ve hükümetin işleyişini kolaylaştırmak (McGeorge Bundy, Başkan John F. Kennedy ve Lyndon Johnson’ın (1961-1966) Ulusal Güvenlik danışmanı, Ford Vakfı Başkanı, (1966-1979))

Yazının devamı...


14 Mart 2011 Tarihli Gazetesi'nde yayınlanmış ve ŞULE YILDIRIM tarafından gerçekleştirilmiş söyleşi

Temiz hava için krediniz var mı?
Gaye Yılmaz

14 MART 2011, PAZARTESİ / ŞULE YILDIRIM

'GERÇEK MUHALEFET YOK'

Derelerin korunması mücadelesi nerede sekteye uğradı sorun, ne sizce?

Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformu sermayenin toplumsal muhalefeti içerme stratejisi bilgisine ulaşmıştı. Bunu platforma ilk taşıyan kişi de ben oldum. Henüz Türkiye Su Meclisi kurulmamıştı ama bir çağrı metni vardı. Yürütme kurulunu açıkladılar. İlk şüphelenişim manifesto metnindeydi… Okuğumda kaygı duydum. Aslında yereldeki toplumsal hareketin buna aldanmaması mümkün değildi. Tuzaklarla dolu stratejik bir metindi. İçinde muhalif olan cümleler de çoktu ama satır aralarında gerçekte muhalefetin olmadığını görüyorsunuz.

Yazının devamı...

27 Mart 2011 Tarihli Sundays Zaman'da ingilizce olarak yayınlanan, başta Maud Barlow olmak üzere dünyadaki Su Hareketleri arasında verimli ve önemli bir tartışmaya yol açan röportajın türkçesi aşağıdadır.

Suyun ticarileştirilmesi su kıtlığını daha da arttıracak.
Gaye Yılmaz

27 Mart 2011, Pazar / Yonca Poyraz Doğan, İstanbul

2009 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi'nde politik ekonomi ve küreselleşme konularında part-time (yarı zamanlı) öğretim elemanı olarak ders veren Dr. Gaye Yılmaz, kapitalist üretimin kendisine karşı mücadele edilmediği takdirde su kıtlığının insanlık açısından giderek büyüyen ve uzun sürecek bir sorun haline geleceğini belirtiyor.

SAV Yayınları tarafından 2009 yılında basılan "Suyun Metalaşması: Kıtlığın nedeni kıtlığa çare olabilir mi?" başlıklı kitabın yazarı olan Yılmaz, "Kapitalizmde üretim asla insanların ihtiyaçlarına değil, sistemin sürekli olarak daha fazla daha fazla üretme ihtiyacına bağlıdır. Bu bağlamda kapitalizmde üretim niteliklerin değil miktarların, niceliklerin üretilmesine odaklanmıştır" diyor.

Yazının devamı...


Sermayenin İçerme Stratejileri (2)

Büyük Anadolu Yürüyüşü'nün organizatörlerine ve sponsorlarına…

Bir yürüyüşün veya hareketin zaman içinde kimin çıkarına hizmet edeceği o yürüyüşü gerçekleştirenlerin kişisel niyetlerinden tamamen bağımsızdır, çünkü bunu belirleyen yürüyüşü örgütleyen, bireyleri kendi çıkarlarının doğrultusuna çeken, yürüyenlerin sırtını dayadığı "güçlerdir". Bu nedenle Büyük Anadolu Yürüyüşüne, bu hareketin başat unsurlarının suyu metalaştıran güçler olduğunu bilmeden ve tertemiz amaçlarla katılan hareket ve bireyleri tenzih ederiz. Ancak, gerçekliğin bütün bilgisine sahip olduğu halde yürüyüşe katılmakta hiçbir sakınca görmeyenler istedikleri kadar reddetsin kapitalizmde çıkarları sürekli olarak çatışan iki sınıf vardır ve bu toplumsal sınıfları biz yaratmadık…

Yazının devamı...


Büyük Anadolu Yürüyüşü ve sermayenin yeni içerme stratejileri

Supolitik Çalışma Grubu olarak 4 yıldır su üzerine yaptığımız çeşitli çalışmalarla Konferans düzenleme, bilgi derleme, ülkenin çeşitli şehir ve yörelerinde düzenlenen etkinliklere katılım gibi onlarca faaliyetin yanı sıra 2008/Mayıs ayında oluşturulan STHP-Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformunun kurucu üyelerinden biri ve yürütmesinde yer alan bir bileşeni olarak toplumu bilgilendirme faaliyetlerimizi sürdürmekteyiz.

Yazının devamı...