Ana Sayfa
Supolitik Oluşumunun
İlkeleri
Uluslararası Konferans
22-23 Mart 2008
"Kapitalizmin Kıskacında SU"
24 Mart 2008 İstanbul
Deklarasyonu
5. Dünya Su Forumuna
Karşı Hazırlık Toplantısı
8-9 Kasım 2008
8-9 Kasım Hazırlık
Toplantısı Deklarasyonu
15-22 Mart 2009 Suyun
Ticarileştirilmesine
Hayır Platformu
Genel Programı
Uluslararası İstanbul
Konferansından
Kim Kimdir
Bilgi Notları
Makaleler
Basın Açıklamaları
İletişim
Site Haritası
English Español

SUPOLİTİK BÜLTEN - Ocak 2009

  • Nepal’deki Saptakoshi nehrinin yükselmesi sonucunda nehrin üzerinde kurulu baraj yıkıldı ve taşkın sonrasında 30.000 den fazla insan evsiz kaldı. Şu anda yüz milyonlarca rupi değerinde ekili alan sular altında. Nehrin üzerindeki diğer iki baraj da büyük zarar gördü ve şu anda bu barajlarda da yıkılma tehlikesi var. Barajın yıkılması ayrıca ülkenin doğusu ve batısını birbirine bağlayan en önemli iki tren yolunun önemli bölümünü ortadan kaldırdı ve ülke içi ulaşımın felce uğramasına yol açtı. Barajın yıkılmasının yol açtığı selden canını kurtarmayı başaran binlerce kişi okullara ve çadırlara yerleştiriliyor (19 Ağustos 2008, The Himalayan Times)

 

  • Barajlar çözüm mü yoksa sorunun kendisi mi? Barajların etkileri üzerine yapılan bir çalışmada barajların ve süreklilik arz eden kanal projelerinin toplam 18 çok yıkıcı sonuca yol açtığı ortaya kondu. Son 30 yıl baz alınarak yapılan araştırma kapsamında Hindistan’da kurulu binlerce büyük baraj ve kanal projesi uzmanlar ve bilim insanları tarafından incelemeye tabi tutuldu. Araştırmaya göre:

1. Aşırı sulama, toprakta tuzlanma ve alkalin düzeylerinde artış nedenlerinden kaynaklanan ortalama toprak kaybı: Birincil kalitedeki topraklarda %25.

2. Yıllık döngüde %60 düzeyine varan su kaybı (etkinliği yalnızca %35 olan sulama projelerinde %65 ve su nakillerinde %55 kayıp).

3. Su havzaları, barajlar ve kanalların bulunduğu alanlarda yapılaşmadan kaynaklanan toprak kaybı:  Hindistan’ın tamamında şu ana kadarki toprak kaybı 10 milyon hektardan fazla.

4. Çok büyük ölçekli balık ölümleri ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan endemik türler de dahil olmak üzere nehirlerdeki biyolojik çeşitliliğin kaybolması. Delhi’deki 700 balıkçı köyünün tamamen haritadan silinmesi.

5. Barajların taşmasından kaynaklanan doğal orman kayıpları. Yalnızca Narmada nehrindeki Indira Sagar bölgesinde 30.000 hektar büyüklüğündeki en değerli ormanlar yok edildi. Bu kayıplar, baraj maliyet hesaplarına hiçbir şekilde dahil edilmedi.

6. Yüzey suyunun doğal akışının kesilmesi: nehir ve derelerin yolları değiştirildiği için yüzey suları kurudu.

7. Nehir suları barajlar nedeniyle azaldığı ve baraj çevresindeki yapılardan arıtmasız deşarj yapıldığı için nehir suyu kirliliği hat safhaya ulaştı. Halk bu konuda önceden bilgilendirilmediği için nehir suyunu kullananlar arasında salgın hastalıklarda pek çok insan öldü.

8. Toplumsal gerilim ve çatışmalarda artış: Pencap eyaletinde halkın şiddetle karşı çıktığı Yamuna kanalı bu çatışmalar için verilebilecek en çarpıcı örnek. Susuzluk sorunu, hidrolojik ve ekolojik açıdan uygun olmayan baraj ve kanal projeleriyle daha da şiddetlendiği için bu tip çatışmalar daha da artmaktadır.

9. Baraj projelerine onay almak için devreye sokulan muazzam büyüklükteki fonlar yerelde yolsuzlukların alıp başını gitmesine neden oldu.

10. Baraj projelerinden zarar gören halklar evlerini, topraklarını, yaşamlarını kaybettiler, tamamen açlığa mahkûm edildiler. Bu insanların bir bölümü dilencilik yapmak zorunda kalırken; kadınların çoğu da yaşayabilmek için hayat kadını olarak çalışmaya başladı. Bu bağlamda baraj projeleri ülkedeki temel uygarlık üzeride bile etkili olmaktadır.

11. Su havzalarında yanıltıcı sismik hareketlerde artış ve magma düzeylerine kadar inen basınç altındaki su sızıntılarında rekor düzeylere ulaşılması sonucunda ciddi deprem ve sel baskını riskleri artmaktadır.

12. Yüzey sularının hızla tüketilmesine bağlı olarak baraj inşa edilen pek çok yerde olabilecek en küçük su deşarjında büyük kaya kırılmaları ve toprak çökmeleri meydana gelmekte (bu hasarın oluşmasının ardındaki asıl neden ise nehir ve derelerdeki su seviyelerinin çok azalmış olması). Bu yüzden pek çok insan evini ve topraklarını terk etmek zorunda kalmaktadır.

13. Nehirlerde akan su miktarlarının barajlar yüzünden azalmasına bağlı olarak Muson rüzgârlarının olumsuz etkilerinde büyük bir artış vardır. Bütün bilimsel araştırmalar Hindistan’da nehir ve dere sularının denize akması halinde buharlaşmanın gelişeceğini ve bölgenin sağlıklı bir şekilde Muson yağmurları alabileceğini göstermektedir.

14. Sel felaketlerinin gerek sayısal gerekse vahşet açısından çok daha katlanılamaz boyutlara ulaşması. Nehir suyunun baraj yapımı sonrasında nehir yatağı düzeyine yükselmesi dolayısıyla baraj bölgelerinde alüvyonlardan kaynaklanan tıkanmalar taşkın riskini arttırmakta, sel yüzünden nehir havzalarındaki verimli topraklar kendiliğinden yenilenme özelliklerini kaybetmekte.

15. Kum birikintisinin bulunmaması dolayısıyla kıyılarda erozyon riski artmakta ve topraklar denize akmakta. Barajlar yapılmadan önce nehir yataklarında kum birikintileri bulunuyordu ve bu sayede hem delta alanlarında yeni adacıkların oluşumu mümkün oluyor hem de kıyı erozyonu önlenebiliyordu.

16. Hidroelektrik santrallerinin etkinliği genellikle çok düşük, sadece %35 ya da %40. Bunun nedeni ise barajların sayısı arttıkça santraldeki su miktarlarının giderek azalması.

17. Su biriktirilen alanlar metan gazı oluşumuna yol açarak küresel ısınmaya katkıda bulunmakta.

18. Dağlardaki heyelan sayısında artış: Suyun baraj ve su biriktirme bölgelerinden sızması kaya-toprak yapısının orijinal bileşimini bozduğu için toprak kaymaları artmaktadır. (Sureshwar Sinha, Chairman PAANI MORCHA, 19 Ağustos, 2008)

 

  • Suçlu bulundu: Gıda tüketen İngiliz halkı, portakal seven İspanya halkı, pamuk yetiştiren Pakistanlı çiftçi, domates yetiştiren Faslı çiftçi: "İngiltere’de kişi başına tüketilen gıda, tekstil vb. diğer metaların üretimi için küresel su kaynaklarından çekilen temiz su miktarı ortalama bir İngiliz vatandaşının günlük su tüketiminin 30 katına eşit. Ortalama İngiliz vatandaşının günlük temiz su tüketimi yaklaşık 150 litreye eşit. Buna karşın bireylerin bir günde tükettikleri metaların üretimi için kullanılan temiz su tam 58 banyo küveti dolusu suya eşit. İngiltere dünyanın 6. en büyük su ithalatçısı. Ülkedeki toplam temiz suyun yalnızca %38’i kendi nehirleri ve su kaynaklarından geliyor. Kalan suyun tamamı, dünyadaki diğer ülkelerin su kaynaklarından temin ediliyor. Ancak İngiltere dışarıdan sağladığı suyu su olarak değil, ithal ettiği diğer metalar üzerinden ülkeye sokuyor. İşin daha ilginç yanı ise, İngiltere’nin ithal ettiği bu metaların üretildiği yerler ya daha şimdiden kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya olan, ya da yakın gelecekte çölleşecek olan ülkeler. Örnek vermek gerekirse Fas’ta yetiştirilen bir adet domatesin yetiştirilebilmesi için 13 litre; içindeki diğer maddeler de dahil olmak üzere bir fincan kahvenin içilebilir duruma gelmesi için 140 litre su kullanılıyor. Pakistan ya da Özbekistan’da muhtemelen Aral denizini besleyen nehirler veya Indus nehri üzerinden sulama yoluyla yetiştirilen pamuğun kullanıldığı tek bir t-shirt’ün üretilmesi için tam 2700 litre su kullanılıyor. Pamuk üretimi yapılan Pakistan’da susuzluk rekor düzeylere ulaşmış durumda. Tarımsal sulama amaçlı kullanılan Indus nehri ise tamamen kurumaya yüz tutmuş durumda. Ya İspanya’nın ithal ettiği portakal ve üzümlere ne demeli? Bu meyvelerin yetiştirildiği ülkede susuzluk öylesine kronik boyutlara ulaşmış ki bu ülke bu yıl Fransa’dan su ithal etmek zorunda kalmış."(Rajesh Sachdev, Wild Mumbai Nature Conservation, 20 Ağustos) Türkiye Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu olarak yukarıdaki alıntıyı Stockholm’de düzenlenen Dünya Su Haftası’nda sunum yapan İngiltere’de "Suyun Ayak İzleri" adlı networkten aktardık. Dünya Su Forumu (WWF) da bu verileri kullanmakta ve çözüm olarak özel sektörün su yönetimine katılmasını önermekte. Dünya Su Forumu aynı yazının satır aralarında Marks and Spencer gibi mağaza zincirlerine de değinmekte ve onlara da "dünyada iş yaptığınız tedarikçilerinizi uyarın, kendi ülkelerinde su yönetimlerine müdahil olsunlar, etkin su yönetiminin sağlanması için çaba göstersinler" benzeri uyarılarda bulunmakta. Hintli şeker pancarı yetiştiricilerine daha az suyla nasıl daha fazla ürün alınır eğitimleri düzenlediği vurgulanan Dünya Su Forumu’nun, örneğin, çiftçilerin neden daha fazla ürün yetiştirmek zorunda oldukları sorusunu görmezden geldiği açık. Dikkatimizi çeken bir diğer husus ise, üretiminde yüksek miktarlarda su kullanılan meta örnekleri arasında örneğin Irak’a, Afganistan’a atılan her bir bombanın, füzenin, tanksavar, uçaksavar vb. savaş makinalarının üretiminde kullanılan su miktarlarının verilmemiş olması… Başka bir deyişle, "duş yapmayın, diş fırçalamayın, çocuklarınızın giysilerini yıkamayın önerilerinden sonra şimdi de neredeyse portakal, üzüm yemeyin, pamuklu gömlek giymeyin"e kadar uzanan çözüm önerilerinde geçimlik mallara yer verildiği halde kozmetik vb. lüks mallar, savaş malzemeleri ile üretim mallarının üretiminde kullanılan su miktarlarına hiç değinilmemekte.

 

  • Bu yıl İsveç’in başkenti Stockholm’de düzenlenen Dünya Su Haftasını kimler finanse ediyor? Geçtiğimiz yıl, katılımcılara Nestle tarafından üretilmiş şişe sularının ikram edilmesi sonucunda açığa çıkan sponsorluk ilişkisi bu yıl da devam etti. Şişe suları yerine musluk suyuna itibar edilen bu yılki toplantıların da ana sponsoru yine Nestle. İsveç ATTAC örgütünün haftanın organizatörleriyle yaptığı bir röportajda, "sicili bu kadar utanç verici ve suyun metalaşmasında bu kadar büyük çıkarı olan bir şirkete nasıl olur da su haftasının sponsorluğu verilir?" sorusu üzerine organizatörler "büyük firmaları dışlamaktansa onlarla iletişim kurmak daha doğrudur" yanıtını verdi. Nestle ise, faaliyetlerini iyileştirdiğini, sera gazı salımını çok alt düzeylere çektiğini, Nestle’nin su tüketiminin şişe suyu formunda bütün dünya tarafından kullanıldığını belirterek kendini savundu ( http://svt.se/play?a=1220961, 20 Ağustos).

 

  • Enerji, Su ve Siyaset Üçgeninde ABD Seçimleri: Dünyanın rüzgâr başkenti olarak bilinen Teksas’ın petrol milyarderlerinden Pickens, çevrecilerin desteğini arkasına alarak yenilenebilir enerji alanına talip. Fakat bu projenin arkasında, rüzgâr enerjisi kullanarak elektrik üretimi yapılacağı söylenen Teksas/Panhandle akiferindeki muazzam su kaynaklarının olduğu bildiriliyor. Rüzgâr tribünleri çok geniş alanları işgal ediyor. Tribünleri, arazinin altındaki akiferde mevcut suyu botu hatlarıyla Teksas’ın susuzluktan kırılan bölgelerine satmada bir paravan olarak kullanmak isteyen Pickens, bir taşla birkaç kuş birden vurmayı hesaplıyor. Kısa zaman öncesine kadar Teksas/Ogalalla akiferindeki suyu kentlere satma çabası içinde olan Pickens, bunun, boru hattı döşeme ve tek tek çiftçilerden arazileri satın alma maliyetlerinin çok yüksek olacağını anlayınca planını değiştirip kendi su bölgesini yarattı ve şimdilerde ABD kongre üyeleriyle temiz enerji üzerine lobi yaparak yeraltı suyunun mülkiyetini almaya çalışıyor. Şirket, boru hatlarını döşemek için yapılacak alt yapı çalışmalarını yüksek gerilim transferinde de kullanabileceği için ürettiği enerjiyi de kentlere satabilecek. Şirketin temiz enerji propagandası ABD’li çevre örgütlerinin kafasını bir hayli karıştırmışa benziyor. Şimdiye kadar radikal çıkışlarıyla tanınmış olan Sierra Club adlı çevre örgütü bile Pickens’in bu projesini kuvvetle destekliyor. Bir diğer senaryo ise Pickens’in temiz enerjiden elde edeceği desteği seçimlerde McCain’in lehine kullanması. McCain seçim propagandasını temiz ve ucuz enerji üzerine kuran bir aday. Amerikan halkının son on yıldır hızla artan enerji fiyatlarından çok muzdarip olması hem Pickens’in hem de McCain’in pozisyonunu güçlendiriyor. (Carl Pope, "T. Boone ve ben", 3.Temmuz 2008)