Ana Sayfa
Supolitik Oluşumunun
İlkeleri
Uluslararası Konferans
22-23 Mart 2008
"Kapitalizmin Kıskacında SU"
24 Mart 2008 İstanbul
Deklarasyonu
5. Dünya Su Forumuna
Karşı Hazırlık Toplantısı
8-9 Kasım 2008
8-9 Kasım Hazırlık
Toplantısı Deklarasyonu
15-22 Mart 2009 Suyun
Ticarileştirilmesine
Hayır Platformu
Genel Programı
Uluslararası İstanbul
Konferansından
Kim Kimdir
Bilgi Notları
Makaleler
Basın Açıklamaları
İletişim
Site Haritası
English Español

Türkiye Suyunun Geleceği Avrupa’da:
Global Water Intelligence (GWI) (March 2008)

Çeviri: Gaye YILMAZ (*)


Türkiye’nin yeni Su Bakanı, özel su yatırımlarını ülkesinin su kaynakları yönetiminde devrimci bir çığır açacak son derece hayati bir araç olarak görüyor. GWI’den Gokhan Yücel’in Veysel Eroğlu ile yaptığı ropörtaj aşağıdadır.

Prof.Dr. Veysel Eroğlu geçtiğimiz yıl Ağustos ayında Çevre ve Orman Bakanı olma görevini üstlendiğinde, Ankara’daki su krizi uluslar arası haber merkezlerinin öncelikli konularından biri konumundaydı. Mevsimin kurak gitmesi, o dönemde ASKİ’yi kentin suyunu belli periyotlarda kesme noktasına getirmiş; sular tekrar açıldığında kentin ana su borularında meydana gelen patlamaların sonucunda da yerel su baskınları yaşanmıştı. Eroğlu, Türkiye’deki ağır sıkletler arasında ülke suyu ile ilgili sorumluluğun da içinde olduğu potföyün teslim edilebileceği belki de en iyi isim. Kendisi hem ISKİ Genel Müdürlüğü gibi bir yerel pozisyonda hem de DSİ Genel Müdürlüğü gibi ulusal bir pozisyonda görev yaptı.

İSKİ’deki 10 yıl süren görevi sırasında İstanbul’un yıllarca devam eden içme suyu sorununu, içilebilir su dağıtım şebekesinin %97’sini yenileyerek ve beş yeni su işleme tesisi kurmak suretiyle çözdü. Genel Müdürülüğü sırasında kanalizasyon şebekesinin %85’ini de yenileyen Eroğlu; aynı dönemde kent suyunun geleceğini güvence altına almak için bir dizi baraj, sarnıç ve atık su işleme tesisi kurdu. Yine Eroğlu döneminde İSKİ, borçlu bir kurum olmaktan etkili, karlı bir kurum olma sürecine geçti.

Şimdilerde ise Eroğlu, ulusal ölçekte mucize çalışmalar yapmayı umuyor ve su alanındaki stratejilerini formüle ederken denenmiş yöntemlere sadık kalmayı hedefliyor.

Eroğlu’na göre geçmişteki başarıları kendi deyimiyle “7 T” olarak ifade ettiği ilkelere dayanıyor: Tahayyül; Tetkik; Tahkik; Takvim; Tatbik; Takip; ve Tekemmül. Bu ilkeler bir stratejiye dönüştürüldüğünde ise Türkiye’de fırsat ve risklerin en fazla olduğu su konusunda Eroğlu’nun DSI’deki görev süresince geliştirdiği bir dizi kilit ilkede ifade buluyor.

Bunlar arasında en çok öne çıkanlar önemli projelerin inşaat aşamalarının tamamlanması için gerekli zamanın azaltılması; hangi projelere fayda maksimizasyonu temelinde öncelik verileceğinin belirlenmesi; ve kaynakların en etkili biçimde kullanılması. Tüm bunlar, fonların üst derecede fiziksel fizibilitesi olan bitmemiş projelere öncelikli olarak tahsis edilmesini kapsıyor.

Su kaynaklarının etkin kullanımıyla bağlantılı olarak, gerçekte, Türkiye mevcut 112 milyar metreküp içme suyu potansiyelinin sadece 4 milyarlık kısmını kullanıyor. Eroğlu, GWI ile yaptığı ropörtajda “bizim önceliğimiz mevcut su kaynaklarımızı korumaktır” diyor: “Çünkü doğal kaynaklar sınırlıdır, bu yüzden onları en etkili ve sürdürülebilir yöntemlerle kullanmak zorundayız”. Her ne kadar Türkiye, kişi başına yenilenebilir su kaynakları açısından listenin en sonlarında yer alan ülkeler arasında olsa da, tarım alanlarının büyük bir bölümü işlenmesinin maliyeti büyük olan yüksek kalitedeki suyla sulanmakta; bu da öyle bir durum ki uzun vadede sürdürülebilmesi olanaklı değil.

Türkiye’deki hızlı büyümeyi de dikkate alan Eroğlu, ülkesindeki su yönetiminin artan sanayi, tarım ve kent kirliliği tehditleriyle karşı karşıya bulunduğu gerçeğinin fazlasıyla farkında. “Sürdürülebilir kalkınma sürdürülebilir çevre çerçevesinde ele alınmak zorundadır” diyen Bakan, bu mesajını tekrar tekrar yineliyor.

Sürdürülebilirlik yaklaşımı doğal olarak hem talep hem de arz açısından titiz bir yönetimi içerirken; Türkiye’nin kendi su kaynaklarını orta vadede sürdürülebilir kalkınmaya ulaşma amacıyla nasıl kullanması gerektiğine dair Eroğlu’nun oldukça net fikirleri var: “Temel noktalardan bir tanesi suyun merkezi biçimde yönetilmesidir. Kentleşme ve hızlı nüfus artışına paralel olarak bugün gerek içme suyu gerekse sanayinin ihtiyaç duyduğu su miktarlarında ciddi bir artışla karşı karşıyayız. Buna karşın, toplam verili su kaynaklarımızda bir değişme yok, o hep aynı düzeyde kalıyor. Bu kaynakları havza planlama temelinde kolektif olarak yönetmek zorundayız.” diyor Eroğlu.

Bakan, Hollanda’daki gibi bütünleşmiş su yönetim modellerinden dersler çıkarılabileceğini belirtiyor ve ekliyor: “Başarılı örnek olayları inceleyecek ve ülkemiz için yeni modeller geliştireceğiz. Bu bağlamda çerçeve bir su yasası en kısa zamanda hazırlanmalı ve çıkarılmalı. Su tüketim planlaması güçlendirilmeli ve su yönetimi merkezileştirilmiş bir modelle yürütülmeli. Kaynak yönetimi artık bir birim olarak su havzaları temelinde yapılacaktır.”

Bu yaklaşım, Türkiye’deki tahmini uygulama maliyetleri daha şimdiden pek çok Avrupa ülkesindeki maliyetleri aşmış olduğu için büyük oranda Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi’nden esinlenmiş bulunmaktadır.

Etkin bir su yönetimi yapılabilmesini zorlaştıran sorunun bir kısmı, Türkiye’deki su sektörünün parçalanmış yapısından kaynaklanmaktadır Eroğlu’na göre: “ Söz konusu olan su yönetimi olduğu için, biz bugün, kurumlar, operatörler ve bölgesel planlamacılar arasında bir tür koordinasyon eksikliği ile karşı karşıyayız”. Bunun bedeli ise, dört veya beş kurumun su ve atık su hizmetlerini sağlamak için birlikte çalışmasının yol açtığı hizmet maliyetlerindeki yükselmedir.

Eroğlu, bu sorunun aşılabilmesi için merkezileşmiş bir model önermektedir. “Şu anda, su kaynaklarının etkisiz bir şekilde tahsis edildiği bir durumla karşı karşıyayız. Bu zafiyeti aşmak, etkinliği arttırmak için merkezi ve yerel makamlarca yürütülen su çalışmaları arasındaki bağlantıları denetlemek zorundayız. Bütünleşmiş su yönetimleri, nitelik ve nicelik madalyonun iki yüzünü oluşturduğu için merkezileşmiş bir modeli gerektiriyor. Bu bağlamda, su yönetim felsefemizi derhal yeniden yapılandırmamız gerekiyor.”

Bakan, Türkiye’de hesap dışı kalmış olan su miktarı ve kişi başına su kullanımı miktarlarını azaltma konusunda kararlı, fakat bunun yanı sıra geçtiğimiz yaz Ankara’da yaşanan benzeri manzaraların tekrar etmesini önlemek için tedbirler alınması konusunda da bir o kadar ısrarlı. Buna karşın kuraklık olgusu Türkiye için yeni ya da ilk kez karşı karşıya kalınan bir durum değil. Yine de Eroğlu, ülkenin belli başlı kentlerinde yaşanan kuraklıkla ilgili kanıtlar toplamak yerine, su kaynaklarına yoğunlaşmayı tercih ediyor.

Ankara’daki olayda bu, gelecekteki su arzını güvence altına almak için tasarlanmış su aktarım projelerinin hızlandırılması anlamına geliyor. Eroğlu’nun tahminlerine göre Kızılırmak su aktarım projesi tamamlandığında Ankara’da en az 2015 yılına kadar su sıkıntısı yaşanmayacak. Öte yandan Gerede su aktarım sisteminin de kente 2050 yılına kadar yetecek miktarda su sağlayacağı öngörülüyor (Bkz. GWI Ağustos 2007, s.16-17).

Uzun vadeli su kaynakları sorununa yanıt verilirken, Ankara’nın kent içi durumuyla ilgili olarak deniz suyu arıtma seçeneği elbette seçenekler arasında yer almıyor. Buna karşın İstanbul için bir deniz suyu arıtma tesisi önerisine rağmen Eroğlu, Türkiye’nin yakın dönem geleceğine şekil verilirken arıtılmış deniz suyunun oynayacağı rolü azaltma konusunda kararlı: “her ne kadar teknolojik gelişmeler arıtma tekniklerini iyileştirmekte olsa da, bu özgün su işleme yöntemi ülkemiz için yine de çok yüksek maliyetli bir yöntem. Ayrıca, Türkiye’nin özgün coğrafi koşulları dolayısıyla arıtılmış deniz suyunun iç bölgelere taşınması da son derece zor olacaktır. Hiç şüphe yok ki arıtma uzun vadede yararlı ve kaçınılmaz bir araç olma özelliğini koruyacak, ama inanıyorum ki geleceğimizi etkin bir şekilde planlamayı başarabilirsek alternatif yöntemlere ihtiyacımız olmayacak” diyor Eroğlu.

Arıtma konusundaki net tavrına karşın, özel sektörün Türkiye ölçeğinde su dağıtımı alt yapı yatırımlarında yaşamsal bir rol oynayacağını düşünen Eroğlu “Bakanlığımız, her anlamda kamu-özel işbirliğini desteklemektedir” diyor. “Finansman açısından bu işbirliği merkezi hükümet tarafından denetleme anlamına gelmektedir. Halihazırdaki projelerin kısa vadede gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle bu yatırımları özel sektör için cazip hale getirmek zorundayız.”

Bu ister barajlardan beslenecek sulama şebekelerinin inşaatları, isterse AB-Kentsel Atık su İşleme Direktifinin gereklerini yerine getirmek adına yeni atık su işleme tesisi inşaatları olsun, her ne ad altında olursa olsun, Türkiye’nin su sektörünün özel yatırımlara ihtiyaç duyduğu gerçeği ortadadır.

Eroğlu, nüfusu 2000’i aşan her yerleşim yerinde su işleme tesisleri açmak istediklerini; bunun da UWWTD -Kentsel Atık Su İşleme Direktifinin en kilit gereklerinden birinin yansıması olduğunu belirtiyor. Tek başına bu görev bile muazzam miktarda nakdi yatırımları kaçınılmaz hale getiriyor.

Türkiye’deki bütün su ve atık su tesislerinin inşası ve iyileştirilmesi çalışmaları halen Tasarla-İnşa Et- İşlet temelinde ve sıklıkla, kamu kaynakları ile AB üyelik öncesi fonlardan karşılanırken; Eroğlu, yap-işlet-devret (YİD) tarzı kamu satın almaları kavramından hoşnut görünüyor ve “YİD Türkiye’de halen gelişmekte olan bir kavram” tespitini yapıyor. Eroğlu ayrıca, Türkiye Hükümetinin YİD konusunda özellikle hidro elektrik alanındaki satın almalarda zaten deneyimli olduğunu da ekliyor.

2004 verilerine göre, Türkiye’de o tarih itibarıyla ikincil ya da üçüncül standartta işleme işlevini yerine getirebilecek atık su işleme tesislerinin sayısı 138. Buna karşın, Türkiye’nin UWWTD’nin gereklerini yerine getirebilmek için nüfusu 2000’i aşan yerleşim yerlerinde toplam 2942 tane daha yeni su işleme tesisi kurması gerekiyor. Aynı sebeple, Türkiye’de 2004 yılında toplam uzunluğu 65.535 km olan kanalizasyon sistemlerinin de 2022 yılına kadar 85.200 km ye ulaşmış olması gerekiyor.

Daha seyrek nüfuslu alanlar için atık su kullanım ve işleme sorunu ise daha sonra ele alınacak bir sorun: “Nüfusu 2000’in altında kalan köy ve belediyeler açısından da en uygun işleme ve deşarj yöntemlerini seçip, planlamak zorundayız” diyor Eroğlu.

Türkiye’nin Çevresel Yatırım Planlaması çerçevesinde Hükümet, aralarında UWWTD, Banyolama Suyu Direktifi ve Su Çerçeve Direktifinin de bulunduğu sulama sistemleri ve yeniden dolum sistemleriyle ilişkili sayıları 15’den az olmayan AB direktifine çalışmalarında öncelik vermiş bulunuyor. Bu direktiflerin uygulanmasından kaynaklanacak yatırım maliyetlerinin analizi halihazırda tamamlanmış bulunuyor ve toplam proje maliyetleri için 34 milyar Euro tutarında bir yatırıma ihtiyaç olduğunu belirtiyor Eroğlu.

2007-2023 arasında Türkiye’deki su işleme tesislerinin yenilenmesi ve inşaatı maliyetleri toplamının 12,7 milyar Euro olacağı tahmin edilirken; Eroğlu, mevcut tesislerin yenilenmesi için gerekli yatırım tutarlarının yeni tesis inşası için yapılacak yatırımların üç katından daha fazla olacağını belirtiyor. Bu vurgu, ülkede mevcut altyapının büyük bölümünün ne denli yıpranmış olduğunu ortaya koyuyor.

Sözü edilen sürenin sonunda, inşa ve yenileme faaliyetlerinin toplam maliyetinin 18,1 milyar Euro olması bekleniyor. Burada, yeni tesislerin inşa edilmesinden kaynaklanacak maliyetin, mevcut tesisleri yenileme amacıyla yapılacak projelendirilmiş yatırımlarla aynı olacağı anlaşılıyor.

Eroğlu, Avrupa Birliği kurumları ve özel sektörünün, Türkiye’deki ulusal su idareleriyle işbirliği içersinde oldukları taktirde, Bakan olarak kendisinin elinde mevcut imkanlarla Türkiye’nin su sektörünü büyütme konusundaki arzusunu gerçekleştirebileceklerini belirtiyor.

Veysel Eroğlu Kimdir? Prof.Dr. Eroğlu, 1948 yılında doğdu. 1971 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesini bitirdi. 1976-1977 yıllarında Yıldız Teknik Üniversitesi Hidrolik Bölümünde Asistan Öğretim Üyesi olarak görev yaptı. 1980 yılında doktorasını tamamladı ve 1981-1982’de Hollanda/Delft’teki Hidrolik ve Çevre Mühendisliği Uluslar arası Araştırma Enstitüsünde doktora sonrası çalışma ve araştırmalar yaptı. Türkiye’de döndükten sonra 1984 yılında Doçent, ve 1991 yılında da profesör unvanıyla Çevre Mühendisliği Fakültesi Başkanı oldu.

1994’te Eroğlu DSİ başkanlığına atandı, Ağustos 2007’de milletvekili olarak seçildi ve kendisine Çevre ve Orman Bakanlığından sorumlu yeni Bakan unvanı verildi. Prof. Eroğlu’nun uzmanlık alanı su arzı, temiz su işleme, atık su işleme ve sanayi atık su işleme konularını kapsıyor. Kendisi, 250’den fazla akademik çalışmanın yazarı; kamuda görev yaptığı 13 yıl boyunca da kendisinin başkanlık ettiği kurumlarca yürütülen 966 yeni tesis olmuş. Eroğlu evli ve dört çocuk babası.

**********************************

Bu doküman, içerdiği bilgileri eğitim ve araştırma amacıyla kullanacağını belirtenlere kar amacı güdülmeksizin dağıtılmaktadır.

(*) Gaye YILMAZ: Marmara Üniversitesi, Kalkınma İktisadı ve İktisadi Büyüme Doktora Programı Öğrencisi ve "Supolitik İletişim Ağı"nın uluslar arası ilişkilerinin yürütücülerinden.