Ana Sayfa
Supolitik Oluşumunun
İlkeleri
Uluslararası Konferans
22-23 Mart 2008
"Kapitalizmin Kıskacında SU"
24 Mart 2008 İstanbul
Deklarasyonu
5. Dünya Su Forumuna
Karşı Hazırlık Toplantısı
8-9 Kasım 2008
8-9 Kasım Hazırlık
Toplantısı Deklarasyonu
15-22 Mart 2009 Suyun
Ticarileştirilmesine
Hayır Platformu
Genel Programı
Uluslararası İstanbul
Konferansından
Kim Kimdir
Bilgi Notları
Makaleler
Basın Açıklamaları
İletişim
Site Haritası
English Español

Coca-Cola, Nestle ve Suez "çevreci ve toplumsal" imajlarını en yüksek düzeye çıkarmak için kolları sıvadı…

TONY CLARK / Polaris Institute, Canada - 20 Temmuz, 2007

5 Temmuz 2007’de şişelenmiş su konusunda faal olan şirketler arasında başı çeken en büyüklerden Nestle ve Coca-Cola, Suez ile Läckeby Water Grooup adlı su şirketlerini de yanlarına alarak "CEO’ların Su Fermanı" adı altında yeni bir imaj tazeleme çabası başlattı. Bu "ferman", CSR-Şirketlerin Sosyal Sorumluluğu girişiminden gayet iyi tanıdığımız Birleşmiş Milletler’in meşhur "Küresel Sözleşmesi" (Global Compact) altında ve bu girişimi oluşturan şirketlerin CEO’ları tarafından imzalandı.

"Eylem için olağanüstü çağrı" adını verdikleri klişeleşmiş slogan üzerinden dev su şirketlerinin asıl hedefi ise bir yandan çevresel standartlara uygun davrandıklarını söylerken bir yandan da su kaynakları üzerindeki kontrollerini en üst düzeye çıkarabilmek.

Küresel Ferman gibi bir duyuru ilk başta iyi niyetli bir çaba olarak yorumlanabilir ama şunun altını çizmeliyiz ki söz konusu anlaşma şirketler açısından hiçbir bağlayıcılığa sahip olmadığı gibi tamamen de gönüllülük temelinde tasarlanmıştır. Ferman altı temel başlıktan oluşmaktadır:

  • Doğrudan Faaliyetler,
  • Arz zincirleri ve su havzaları sınırlama yönetimi,
  • Kolektif Eylem,
  • Kamu Politikası,
  • Toplumların angaje edilmesi,
  • Şeffaflık

Bu altı konu başlığının her birinin sonunda ilgili eylemler konusunda sorumluluk üstlenecek şirket CEO’larının imzaları bulunmaktadır.

Diğer yandan Ferman’ın hiçbir yerinde bu imzaları atan CEO’ların ve şirketlerinin, yapmayı taahhüt ettikleri şeyleri nasıl gerçekleştireceklerine dair en küçük bir ipucu bile yok.

Fermanda yer verilen alanlardan ilk iki tanesi doğrudan faaliyetler ve arz zincirleri ile su havzalarında sınır yönetimi. İddiaya bakılırsa söz konusu bu şirketlerin her biri kendi üretim faaliyetlerini ve toplumsal-çevresel etkilerini gözden geçirecek; hedefler belirleyecek; yeni teknolojilere yatırım yapacak ve gerek kendi bünyelerinde gerekse iş yaptıkları tedarikçilerde daha çevreci bir kurum kültürünün yerleşmesini teşvik edici faaliyetlerde bulunacak.

Fermanın en son dört konu başlığı ve onun alt maddelerinde ise kar amaçlı su şirketlerinin kendi gündem ve çıkarlarını küresel, ulusal, bölgesel ve yerel su politikaları konusundaki karar mekanizmalarını gündemi haline getirmek için neler yapacakları anlatılmakta.

Örneğin, kolektif eylemle ilgili alt başlıkta kamu politikası ile yerel toplumların Ferman’a angaje edilmesinin gerekliliğinin altı çiziliyor. Bu bağlamda şirketler, her düzeyde hükümet makamlarıyla, sivil toplumla ve uluslar arası kuruluşlarla birlikte çalışmaları gerektiğini belirtiyorlar.

Dördüncü başlık altında, "kamu politikası" denmek suretiyle Su Fermanının ancak ve ancak devlet politikaları olarak yürürlüğe konması halinde başarıya ulaşabileceği anlatılıyor. CEO’ların kendi deyimiyle Fermanın : "suyun dağıtımı ve etkinliğini sağlayacak doğru teşviklerle beslenmiş küresel, bölgesel ve yerel su yönetimlerine içkin" olduğunun altı çiziliyor. Görünüşe bakılırsa CEO’ları en fazla memnun eden durum ise herkes için su politikalarının belirleneceği masanın başında kendilerinin bulunması.

Üzücü bir diğer durum ise CEO’ların, su yönetiminin en temel konularının belirlenmesi ve suyun piyasa değeri sorununun su yönetiminin iyileştirilmesi için çözülmek zorunda olunan problemler olduğunu ileri sürmeleri. Bu Ferman metnini okuyanlar bir hususu unutmamalıdırlar ki o da küresel su politikaları taslağına yardım sağlama önerisi tamamen bu şirket ve sanayilerin metalaştırılmış suya erişimini güvence altına alma çabalarıyla bağlantılıdır. Çünkü şirketlerin gelecekteki finansal ve ekonomik başarıları ancak bu çaba sayesinde sağlama alınmış olacaktır.

Kamu politikalarıyla ilgili bölümün son kısmı, su ve sağlık sistemleri de dahil olmak üzere yeterli bir su altyapı sistemi geliştirilebilmesi için kamu makamlarıyla ortak çalışmalar yürütmeye ayrılmıştır. Böylece, Suez gibi şirketler su altyapısı işini de üstlenerek kapitalist çıkarlarını daha da genişletme olanağına kavuşacaktır.

Fermanda, şeffaflığın hesap verebilirliğin temelini oluşturduğu belirtilmektedir. Dünya devleri, "şeffaflık ve açıklığın en geniş anlamdaki çıkar sahiplerinin beklentilerinin karşılanması açısından yaşamsal bir öneme sahip olduğunun" farkındadırlar. Buna karşın aynı metinde Coca-Cola, Nestle ve Suez’in üretimlerinde ne kadar su kullandıkları, kendilerinin ve bağlantılarının üretim, dağıtım ve pazarlama sırasında yarattıkları çevresel yıkımların toplumlara ve doğaya maliyetine dair hesap verecekleriyle ilintili hiçbir bölüm yer almamaktadır.

Örneğin Coca-Cola, Ontario’daki şişeleme fabrikasındaki üretimi için belediye suyundan ne kadar su çektiğini açıklamayı sistematik olarak reddetmektedir. Oysa böyle bir bilgi olmadan yöre halkının bu şirketin yerel çevreye verdiği hasarı tespit edebilme şansı sıfırdır.

Tıpkı, 2000 yılında kurulan ve şirketlerin küresel ölçekteki sorumsuzluklarını gizlemek için bir manevra alanı yarattığı için eleştirilen "Küresel Sözleşme"nin (Global Compact) kendisi gibi, oluşturduğu CEO Su Fermanı da benzer bir imaj yenilemeyi hedeflemekte; böylece sermaye çıkarlarını daha üst düzeye yükseltmeyi hedeflemektedir.

Coca-Cola kısa süre önce KLD Araştırma ve Analiz Şirketinin toplumsal sorumluluk sahibi şirketler listesinden çıkarıldığı halde, bu şirketin hala şirketlerin sosyal sorumluluğu standartlarının tanımlanmasında dünya lideri olduğunun düşünülmesi de kayda değer bir başka durumdur.

Nestle’ya gelince, bu şirket bebek mamalarında kullandığı formüllerin etik olmayan bir biçimde pazarlanmasına karşı dünya ölçeğinde yürütülen kampanyalara artık alışmıştır. Aynı şirket, kısa süre önce de şişe suyu üretiminden ötürü Kanada, ABD ve Brezilya’daki su aktivistleri kaynaklı tehditlerin hedefi olmuştur.

Suez ise, Bolivya, Arjantin ve Filipin’lerdeki kentlerin su arıtma sistemlerini yönetmek için yaptığı özel sözleşmeler sonunda su fiyatlarının tarihte görülmemiş düzeylere yükselmesi ve kitlelerin temiz suya erişemez noktaya ulaşması dolayısıyla ciddi toplumsal kargaşalara yol açan şirketin ta kendisidir.

İşte bu nedenle suyu üretiminde kullanan ve onu metalaştırarak ticaretini yapan şirketlerin hükümetler, sivil toplum ve yerel toplulukların her düzeyinde lehte su politikalarının avukatlığına soyunmalarına şaşırmamak gerekir.